All Posts in sinema

30 December 2011 - Comments Off on Sinema Günlüğü

Sinema Günlüğü

[vc_row][vc_column][vc_column_text css=".vc_custom_1436781690906{margin-bottom: 0px !important;}"]Uzun zamandır sinemaya gidemeyen birisi olarak, bu hafta iki film ile tekrar başlangıç yaptım. Bunlardan biraz bahsetmek istiyorum.

Sherlock Holmes 2 - Gölge Oyunları

Sherlock Holmes'un ilk filmini izleyip tat aldıysanız, bundan da alacağınızı garanti edebilirim. Filmin yönetmeni Guy Ritchie, klasik bir filmine daha imza atmış. Çekimleri, kurgusuyla mükemmel bir yapıt ortaya konmuş. Bu noktada bir ismi daha unutmamak gerekli, görüntü yönetmeni Philippe Rousselot. Rousselot'u Big FishCharlie and the Chocolate FactoryConstantine gibi filmlerin görüntü yönetmeni olarak tanıyoruz. Filmin görsel anlamda üzerine laf edilecek pek fazla yanı yok. Animasyonlara çok aşırı bulaşılmadan, kullanıldığı bölümlerde de çok sırıtmadan tasarlanan, tertemiz bir film olmuş. Özellikle filmin slow-motion sahneleri, göz alıcı cinstendi. Bir çok planda bunları uygulamanın cidden zor ve emek isteyen bir şey olduğuna inanıyorum. Aksiyon devamlı sürdüğü filmin, ilk ve ikinci kısımlarında çok aşırı sıkan bölümler yoktu. Bu da sinemasal açısından sürükleyici bir anlatıma sahip olduğunu belirtebilirim. Tabii ki sizi aksiyonun içine katan, tüm duyguları yansıtan ve sizi filmin içerisine taşıyan önemli  bir isim daha var: Hans Zimmer. Hayranı olduğumu hep belirtsem de, gerçekten de başyapıtlar ortaya koyuyor. Eğer müziği de duymaya çalışan birisiyseniz, hem konu, hem görsellik, hem de müzik sizi tamamen filmle bütünleştiriyor. Bu açıdan da en az ilk film kadar başarılı olduğunu hatta, Sherlock Holmes serisini daha da ileriye götürdüğünü söyleyebilirim. İlk filmi sinemadayken kaçırmak zorunda kalan ve evde HD olarak izleyen birisi olaraktan, kesinlikle bu filmi sinemada izlemenizi tavsiye ediyorum. Pişman olmayacağınızı söyleyebilirim.

Son olarak söylemek istediğim, filmi Bahçelievler Büyülüfener sinemasında izledim. Açıkçası yaklaşık en az 2 senedir Bahçeli'de ikamet etmeme rağmen, bir türlü gidememiştim. Sinema adına çok aşırı büyük salonları olmasa da, üzerinizde gayet güzel bir etki bırakabiliyor. Şunu da belirtmek isterim ki, kime sorsam çok eskiden gittim dediği için, filme giderken herhalde tek başıma ya da bir iki kişiyle seyrederim gibi bir hissiyat olmuştu, ama salonun bi kısmı doluydu o açıdan da şaşırtıcıydı. Sanırım güzel filmler geldikçe, hafta içi bazı günler evde film izleyeceğime, oraya gitmeyi tercih edebilirim.[/vc_column_text][vc_separator color="white"][vc_column_text]

[/vc_column_text][vc_column_text css=".vc_custom_1436781682313{margin-top: 0px !important;margin-bottom: 0px !important;}"]

Görevimiz Tehlike 4- Hayalet Protokol

Bu sefer filmden bahsetmeden önce, başka bir şeyden bahsetmek istiyorum. Bazı filmler vardır, Görevimiz Tehlike serisi gibi. Aksiyonu bol, ama izlettirici olması açısından eh' denilebilecek durumlar. Ama yine de izlersiniz ve tatmin olursunuz izlediğiniz filmden, gerçekten de bu seri öyle filmler arasında. Filmi sinemada seyretmek istesem de, benim için ekstra bir izleme hissiyatı oluşturan şey IMAX salonları.. Saçma salak bir film olmadığı sürece hep gitmeye çalıştığım bir salon aslında ama zamanı denk getirmek bazen zor olabiliyor. IMAX'te Görevimiz Tehlike izlemeye gidince, hissiyatı başka oluyor. 3D filmleri çok seven birisi olmadığım için de, 2D oluşu beni daha da mutlu etti. Prodüktörlüğünü Tom Cruise ve J.J. Abrams'ın yaptığı filmin yönetmenliğini, Ratatouille, The Incredibles gibi filmlerden tanıdığımız Brad Bird yapıyor. Açıkçası yönetmen baya güzel sonuçlar çıkarmış. IMAX oluşundan dolayı, bazı sahnelerde göze batan netlik (focus) problemleri dışında, güzel bir filmdi. Animasyon açısından, Kremlin Sarayı'nın patlatıldığı sahnedeki animasyonlar biraz kötü kaçsa da, genel olarak güzel toparlanmış. Müziklere değinmek gerek gerekirse; Michael Giacchino, başarılı bir iş çıkarmış, bir çok sahnede orjinal Mission Impossible müziğini değişik müzik aletleriyle yerinde kullanışını ben çok beğendim. IMAX'in ses düzeniyle de, insanı yerinden hoplatırcasına seslerinde oluşu, filmin ses açısından da kalitesini üst noktaya taşıdığını söyleyebilirim. Sonra bilgisayarda izlerim demek yerine, IMAX imkanınız varsa gidip izlemenizi tavsiye ederim, IMAX imkanınız yoksa da, sinemada izlenmeye değer bir film olduğunu belirtebilirim. Finalde filmin içerisinden bir bölüme değinmek gerekirse, o da kuşkusuz BMW'nin i8 konsept arabası. Bir anda karşılaşınca insanın içinin geçtiğini belirtmek isterim.

Film hakkında resmi sitesinden bilgi : "Kremlin bir bombalı saldırı ile sarsılır. 'Impossible Missions Force' (IMF) için çalışan ajan Ethan Hunt ve ekibi bu saldırıdan sorumlu tutulur. ABD Başkanı, IMF teşkilatını kapatma noktasına getiren 'Hayalet Protokol' planını devreye sokar. Eğer ajan Ethan Hunt ve ekibi esas sorumluları yakalayamaz ise saldırının sorumlusu olarak kalacak ve tüm dünyada terörist olarak aranacaktır."[/vc_column_text][vc_column_text]

[/vc_column_text][vc_column_text css=".vc_custom_1501855964160{margin-top: 30px !important;}"]Son olarak söylemek istediğim, IMAX bambaşka bir dünya. The Dark Knight'ı IMAX'te ara olmadan tam gaz seyretmiş birisi olarak, The Dark Knight Rises filminin fragmanını da IMAX ekranında görüp, Hans Zimmer müzikleriyle de beni başka bir dünyaya taşıdı. 12 Temmuz'u beklemek biraz zor olsa da, açıkçası IMAX'te yine seyretmek istediğim bir film olacağı o da kesin. Yeni fragmanını da eklemeden geçemeyeceğim, iyi seyirler.[/vc_column_text][vc_column_text]

[/vc_column_text][vc_separator][/vc_column][/vc_row]

Published by: Fatih Şentürk in Blog

17 September 2010 - No Comments!

kısa kısa #1

Gündem"im"den kısa kısa detaylar..

Sinema

  • A-Team'i izledim. Biraz abartılı sahneleri olsa da, gayet güzel bir film olmuş. Konuların birbirine bağlantısı çok iyi oturmuş.
  • Ip Man - The Legend is Born, diğer iki IpMan filmi kadar güzel olmuş. Bu filmde Yip-Man'in gençliğini anlatmışlar. Filmde tek sorun ilk iki filmde oynayan oyuncularında bu filmde bağımsız rollerde oynaması çok garip olmuş (belki bağlantılı olabilir, kaçırmış olabilirim). Fakat yine de çok saçma..
  • Resident Evil 4: Afterlife, açıkcası üçüncü filme nazaran daha iyi olmuş. 3D mevzularında XpanD'de hâlâ doğru dürüst zevk alamıyorum. Filmde bir çok eski filme gönderme olsa da, çoğu yerde Matrix izliyormuş hissi vardı. Başkası olma, kendin ol, böyle çok daha güzelsin diyorum.
  • The American, izlediğim en sıkıcı filmlerdendi. Fragmanı aksiyon filmiymiş gibi hazırlayıp, uyuz bir film sunmaları (sanatsal veya değil sıkıcı kardeşim) çok saçmaydı. 5 dk erotik sahne izledik, mısır kola eşliğinde. toplamda 4 dakikalık bi aksiyon vardı, o kısımlar güzeldi.
  • How to Train You Dragon, uzun zamandır animasyon film izlemiyordum, çok iyi geldi. Film çok başarılı olmuş, hikayenin anlatılışı, aktarımı ve ejderhaların komik karakter tasarımları da hoşuma gitti. Read more

Published by: Fatih Şentürk in Blog

6 August 2010 - No Comments!

Sinemasal İkilemler

[vc_row][vc_column][vc_column_text]Çok bu konularda bilgim olmamasına rağmen yazma gereği duydum. Çünkü, herkesin anladığı ve yaptığı şeyler farklı, malum. Bir Grafik Tasarım öğrencisi ve fotoğraf çekmeye çalışan birisi olarak az buçuk gözümünüz olduğunu varsayarsak birazcık çene çalabiliriz (:

Gittiğim iki film hakkında yorum yapacağım aslında. Gerçek bir yönetmen ile diğeri arasındaki ufak fark gibi. Arkadaşımla sinemaya gittik hadi Avatar: The Last Airbender'a gidelim olduk. Gitmeden önce zaten filmi beğenmeyeceğimiz açıktı. Aylar öncesinden, "From Shyamalan" diye görünce, bi filmin adından çok yönetmen kendi adını her yere koyuyorsa o filmde bir problem olacağı belli oluyor. Bundan önce 2012'ye giderken de, görseller için gitmiştik, bu film içinde görseller için gittik ama hiçbir filmde bu kadar sıkıldığımı hatırlamıyorum! Çok eğlendim film boyunca. Koca seriyi bir filme sıkıştırmak elbette zor fakat; ne zaman ateşe geçecekler acaba diye beklentiler içinde sıkılırken (bitse de gitsek), filmin ikincisinin geleceğini farkedince içimde bir hüzün, bir burukluk, ikinci bir sinema katliamının daha geleceğini öğrenmek çok koydu..

Filmin ilk yarısının ortalarına doğru bir şeye takıldı kafam. 'Aang' diye sesleniyordu herkes (yazılışı gibi a ile), ben mi yanlış hatırlıyorum yoksa çizgi dizisinde (e) ile mi söyleniyordu diye. Çünkü acayip battı film boyunca ang ang ang diye seslenmeleri. Neyse. Görseller fena değildi beğendim ama o senaryonun herşeyden kısılıp garip bi hikaye çıkarmaları çok saçmaydı. Abicim adam akıllı yapamıyorsan dokunma orjinal kalsın çekilmesin, film falan. Zaten Shyamalan'ın tüm hintlileri bir araya toplayıp film çekmesiyle de bir tırsma işine girdim. Her an ateş ulusundan biri kaseti takarda oynamaya başlarlar tüm film boyunca diye.. Çok kötü hayallerdi.. Senaryonun  harici diğer kötü kısım ise; bütün adamların hareketi hava civaydı ya. 2 saat hareket yapıyor tık yok, 2 dk sonra artık topraksa toprak, ateşse ateş çıkıyor. Bu kadar saçma olmamalıydı. Harcadılar, ben de 3D 'ye zorunlu gitmenin sıkıntısını yaşadım. Filmin içinde dalga geçe geçe sıkıldım bi de mısır ye nereye kadar.. Neyse, boşverelim bunu, ikinciye geçelim..

Bu kadar rezalet bi filmden sonra insan arınacak şeyler arıyor. Çok uzun zamandır beklediğim bir film vardı açıkcası. INCEPTION. Bilenler bilir tam bir The Dark Knight filmi hastasıyım. Joker'in performansı, Christoper Nolan'ın mükemmel senaryosu ve çekimleri, 3D ögelerin az olup, gerçekçiliğe çok önem verilmesi yüzünden.. IMAX'te 2,5 saat gözümü kırpmadan izlemiş birisiyim. Tabiki de; Inception için IMAX gelmesini beklemiştik olmayınca, Denizli'ye döndüm ve filmin vizyona girdiği akşama bilet alıp gittim.

[/vc_column_text][vc_single_image image="9252" img_size="full" alignment="center"][vc_column_text]

Öncelikle filmin baştan sona kurgusu ve senaryosu çok iyi. Bu sefer 3D ögeleri artsa da, bikaç sahne hariç ben burdayım diye bağırmıyordu açıkcası. Bu yüzden görsel olarakta çok tatmin ediciydi. Oyunculuklara gelirsek, birbirinden değerli oyuncuların arasında; Michael Caine, sen ne karizma adamsın ya. Topu topu filmde 2 dk gözükmedin ama yetiyor ağırlığın. Daha çok Juno filminden hatırlanan, Ellen Page'e ise çok ısınamadım açıkcası.

Rüyalar konusunda bu kadar ayrıntıya girip, özellikle geçişler arasındaki bağlantıların mükemmelliği. Ariadne karakterinin rüyada olduğu ilk sahnedeki ses efektleri ve sesler, bambaşkaydı. İkinci deneme rüyasındaki şehrin değiştirilme detayları da bambaşkaydı.

Son olarak; Hans Zimmer. Ben böyle müzik yapan bir insan görmedim. Özellikle Inception'un açılış galasındaki film soundtracklerini canlı performans ile tanıtmaları bambaşkaydı. Hans Zimmer zaten film müzikleri konusunda bambaşka yeri var bende. Özellikle Batman Begins ve The Dark Knight için yaptığı sountrackler beni benden alır. Hele ki Sound of Anarchy.

Sözün özü, The Last Airbender'ın ağzına sıçsam da, Inception'a fazla yorum yapmadığımın farkındayım; övmekten başka. Çünkü birini izlemezseniz sinemada ve hatta evde, çok şey kaybetmezsiniz ama Inception'u sinemada izlemezseniz ileride çok üzülürsünüz (Sinema'nın yerini tutmasa da, Bilkent'te Sinema Topluluğu olarak bi Nolan gecesi yaparız orada izletiriz orası ayrı :P). The Dark Knight Blu-ray salonumdaki özel yerinde durduğu gibi sanırım bu film de yer alacak.

Çok dağıttım, çok saçmaladım, kusura bakmayın ama; sonuçta ben ne eleştirmenim, ne de bi sinema yazarı.. İdare edeceksiniz o kadarını (:[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row]

Published by: Fatih Şentürk in Blog