All Posts in the dark knight

6 August 2010 - No Comments!

Sinemasal İkilemler

[vc_row][vc_column][vc_column_text]Çok bu konularda bilgim olmamasına rağmen yazma gereği duydum. Çünkü, herkesin anladığı ve yaptığı şeyler farklı, malum. Bir Grafik Tasarım öğrencisi ve fotoğraf çekmeye çalışan birisi olarak az buçuk gözümünüz olduğunu varsayarsak birazcık çene çalabiliriz (:

Gittiğim iki film hakkında yorum yapacağım aslında. Gerçek bir yönetmen ile diğeri arasındaki ufak fark gibi. Arkadaşımla sinemaya gittik hadi Avatar: The Last Airbender'a gidelim olduk. Gitmeden önce zaten filmi beğenmeyeceğimiz açıktı. Aylar öncesinden, "From Shyamalan" diye görünce, bi filmin adından çok yönetmen kendi adını her yere koyuyorsa o filmde bir problem olacağı belli oluyor. Bundan önce 2012'ye giderken de, görseller için gitmiştik, bu film içinde görseller için gittik ama hiçbir filmde bu kadar sıkıldığımı hatırlamıyorum! Çok eğlendim film boyunca. Koca seriyi bir filme sıkıştırmak elbette zor fakat; ne zaman ateşe geçecekler acaba diye beklentiler içinde sıkılırken (bitse de gitsek), filmin ikincisinin geleceğini farkedince içimde bir hüzün, bir burukluk, ikinci bir sinema katliamının daha geleceğini öğrenmek çok koydu..

Filmin ilk yarısının ortalarına doğru bir şeye takıldı kafam. 'Aang' diye sesleniyordu herkes (yazılışı gibi a ile), ben mi yanlış hatırlıyorum yoksa çizgi dizisinde (e) ile mi söyleniyordu diye. Çünkü acayip battı film boyunca ang ang ang diye seslenmeleri. Neyse. Görseller fena değildi beğendim ama o senaryonun herşeyden kısılıp garip bi hikaye çıkarmaları çok saçmaydı. Abicim adam akıllı yapamıyorsan dokunma orjinal kalsın çekilmesin, film falan. Zaten Shyamalan'ın tüm hintlileri bir araya toplayıp film çekmesiyle de bir tırsma işine girdim. Her an ateş ulusundan biri kaseti takarda oynamaya başlarlar tüm film boyunca diye.. Çok kötü hayallerdi.. Senaryonun  harici diğer kötü kısım ise; bütün adamların hareketi hava civaydı ya. 2 saat hareket yapıyor tık yok, 2 dk sonra artık topraksa toprak, ateşse ateş çıkıyor. Bu kadar saçma olmamalıydı. Harcadılar, ben de 3D 'ye zorunlu gitmenin sıkıntısını yaşadım. Filmin içinde dalga geçe geçe sıkıldım bi de mısır ye nereye kadar.. Neyse, boşverelim bunu, ikinciye geçelim..

Bu kadar rezalet bi filmden sonra insan arınacak şeyler arıyor. Çok uzun zamandır beklediğim bir film vardı açıkcası. INCEPTION. Bilenler bilir tam bir The Dark Knight filmi hastasıyım. Joker'in performansı, Christoper Nolan'ın mükemmel senaryosu ve çekimleri, 3D ögelerin az olup, gerçekçiliğe çok önem verilmesi yüzünden.. IMAX'te 2,5 saat gözümü kırpmadan izlemiş birisiyim. Tabiki de; Inception için IMAX gelmesini beklemiştik olmayınca, Denizli'ye döndüm ve filmin vizyona girdiği akşama bilet alıp gittim.

[/vc_column_text][vc_single_image image="9252" img_size="full" alignment="center"][vc_column_text]

Öncelikle filmin baştan sona kurgusu ve senaryosu çok iyi. Bu sefer 3D ögeleri artsa da, bikaç sahne hariç ben burdayım diye bağırmıyordu açıkcası. Bu yüzden görsel olarakta çok tatmin ediciydi. Oyunculuklara gelirsek, birbirinden değerli oyuncuların arasında; Michael Caine, sen ne karizma adamsın ya. Topu topu filmde 2 dk gözükmedin ama yetiyor ağırlığın. Daha çok Juno filminden hatırlanan, Ellen Page'e ise çok ısınamadım açıkcası.

Rüyalar konusunda bu kadar ayrıntıya girip, özellikle geçişler arasındaki bağlantıların mükemmelliği. Ariadne karakterinin rüyada olduğu ilk sahnedeki ses efektleri ve sesler, bambaşkaydı. İkinci deneme rüyasındaki şehrin değiştirilme detayları da bambaşkaydı.

Son olarak; Hans Zimmer. Ben böyle müzik yapan bir insan görmedim. Özellikle Inception'un açılış galasındaki film soundtracklerini canlı performans ile tanıtmaları bambaşkaydı. Hans Zimmer zaten film müzikleri konusunda bambaşka yeri var bende. Özellikle Batman Begins ve The Dark Knight için yaptığı sountrackler beni benden alır. Hele ki Sound of Anarchy.

Sözün özü, The Last Airbender'ın ağzına sıçsam da, Inception'a fazla yorum yapmadığımın farkındayım; övmekten başka. Çünkü birini izlemezseniz sinemada ve hatta evde, çok şey kaybetmezsiniz ama Inception'u sinemada izlemezseniz ileride çok üzülürsünüz (Sinema'nın yerini tutmasa da, Bilkent'te Sinema Topluluğu olarak bi Nolan gecesi yaparız orada izletiriz orası ayrı :P). The Dark Knight Blu-ray salonumdaki özel yerinde durduğu gibi sanırım bu film de yer alacak.

Çok dağıttım, çok saçmaladım, kusura bakmayın ama; sonuçta ben ne eleştirmenim, ne de bi sinema yazarı.. İdare edeceksiniz o kadarını (:[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row]

Published by: Fatih Şentürk in Blog